10 01 2010

Kırk Hadis 13

  Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.   İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31. Devamı

10 01 2010

Açılım (Mustafa Bilgin)

Açılım (Mustafa Bilgin) |  görsel 1

Açılım Devamı

09 01 2010

Berberdeki Galatasaraylı

  Galatasaray'lının biri berberde saçını kestiriyormuş. Berberin durduk yerde "İlk gittiğin maçı anımsıyor musun?" diye soracağı tutmuş: "Evet, ne olacak?" demiş bizimki sinirli sinirli. - Hangi maçtı? - Bir Fenerbahçe maçıydı. - Kadıköyde mi? - Evet, oradaydı." Aradan bir-iki dakika geçmiş. Berber yeniden sormuş: - Hangi maçtı demiştin? - Fenerbahçe maçı. - Nerede nerede? - Kadıköy dedik ya!! Bir-iki dakika sonra yine aynı hikaye: - Demek hayatta gittiğin ilk maç bir Galatasaray - Fenerbahçe maçıydı ha?. Bizimki sinirlenerek : - Evet be, Fener maçı dedik ya !... Berber birkaç dakika sonra aynı konuyu bir daha açmaya kalkışınca bizimki isyan etmiş: -Kardeşim, ilk gittiğim maçın Fener maçı olduğunu elli kere söyledim. Niye yeniden yeniden soruyorsun? Berber açıklamış : - Fener deyince saçların diken diken oluyor da, daha rahat kesiyorum :))) Devamı

09 01 2010

Büyük İnsanların da Günleri 24 Saattir...

  "İşlerim çok. Başka hiçbir şeye bakamıyorum." Bu lafı bir kişiden daha duyarsam, büyük ihtimalle katil olacağım. Mailime iki satır bile cevap yazmayanlar "çok yoğun"; bir şey anlatmak için söz verip haftalarca sesi çıkmayanlar "çok yoğun"; benden başka herkes ama herkes çok yoğun. "Aaa tabii; onun için konuşmak kolay. Evde oturup yazıyor sadece. Çalışmaktan haberi yok." İstesem ben de "çok yoğun" olabilirim. "Bugün şunu yetiştirmem lazım; yarın şuraya gidip yazı konusu bulmam lazım, birkaç ay içinde romanımı bitirme planım var, sarkmaması lazım, o lazım, bu lazım..." Hayatı boş vermek istedikten sonra "yoğun" olmaktan kolay mazeret yok ki. Hatta sadece yemek pişirip, alışverişe çıkıp, dizi izleyip yaşayarak da "yoğun" olabilirsiniz. "Sinemaya gidemem ki, bugün temizlik yapacağım." E yapma. "Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum ki..." Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti. Yani "kafama uçan daire düştü, hastanedeydim" deseniz daha inandırıcı olur. Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. En azından yemek yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir. Ve bu aralarda sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi? Ben bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak "çok çalışıyorum"u kesinlikle kabul etmiyorum. Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve "işlerim var, ondan" diyorsanız, bunun iki anlamı vardır: a) Ben aynı anda iki işi yapamam. Doğal olarak çalışırken araya kimseyi katamam. Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem. Hayatım allak bullaktır. Zaman nasıl ... Devamı

18 11 2009

Divane Aşık Gibi

  Devamı

02 09 2009

Seminer Bahane Tatil Şahane

Karadeniz Ereğli de çok güzeldi...Seminerde çay molası...Akçakoca Aktaş Şelalesi...Seminerde yemek faslı...Akçakoca Öğretmenevinden kuşbakışı...Akçakoca iskelesinde...Bolu'ya da şöyle bir uğradık...İlk görev yerim:Gerede Kız Meslek LisesiGerede'de olduğum belli olsun diye...Karabükteyken görev yaptığım Kurtuluş Ortaokulu...Karabükteki ev sahibem ve oğulları...Unutulmamak güzel...Nasrullah Camii avlusundan kale...Kastamonu'dan geçen ırmak tertemiz ama su yok...Kastamonu'da Nasrullah Camii...Mehmet Akif bu camide vaazlar vermiş...Sinop'a doğru...Samsun Engiz'deyiz,Hüseyinle...... Devamı

12 08 2009

Katre-i Matem - İskender PALA

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala'nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor. İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul'u, hatta tüm Osmanlı'yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor. İskender Pala, Katre-i Matem'de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul'da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin'in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor. Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor. Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı canından; Sultan III. Ahmet'i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali'nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da ... Devamı

21 07 2009

Citroen

Devamı

16 07 2009

Kırk Hadis 12

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12. Devamı